Design Trend

Geçmişten gelen “her şey” geleceğin temeline bir nokta ekler ve bir bütün oluşturarak ilerler. Bütünün oluşması, teknolojinin gelişmesi ile birlikte gelişen kullanıcı deneyimi ve buna bağlı olarak kullanıcıların alışkanlıklarının değişmesi ile “Trend”leri oluşturuyoruz. Geçmişten günümüze doğru baktığımızda trendlerin gelişen teknoloji ve kullanıcı deneyimi ile birlikte ihtiyaçlar doğrultusunda ilerlediğini görüyoruz. Bu nedenledir ki “Trend” ne geçmişe ne günümüze ne de geleceğe aittir.

Trend olarak paylaşılan bulguları, çalıştığımız websitesi, mobil, AR/VR projelerine uyguluyoruz. Ortaya çıkan tasarımlarımızı UX testleri ile kullanıcı deneyimini test ediyoruz ve sonucuna göre tasarımımızı yeniden çalışabiliyoruz. Ayrıca, çalışmalar son kullanıcıya sunulduktan sonra analitik toollar yardımı ile etki analizi yapıp, kullanıcıların davranışlarına göre hazırladığımız tasarımları iyileştirebilmek için, trendlerle hayatımıza giren geliştirilmiş component, navigation, gesture veya renk metodlarından destek alıyoruz.

Bu bilgiler doğrultusunda hem geçmiş deneyimlere değinerek hem de evrimsel değişimi göz önünde bulundurarak “Design Trend”lerini aktarmaya çalışacağım.

Conversational Design

Okuduğumuz bir çok içerikte Machine Learning(ML) ile geliştirilmiş, Artificial Intelligence(AI) ile birleşmiş ve karşımızda gerçekten bir insanmış gibi hissettirilen Chatbot örnekleri ile karşılaşıyoruz. Gerçekçi olarak konuşmak gerekirse aslında karşımızda o hayallerimizi süsleyen ML ve AI ile bütünleşmiş Chatbot’ların bir çoğu gerçek değil 😦 Onun yerine karşısında gerçekten birisi ile konuşuyormuş gibi hissettiren, önceden tanımladığımız kelimler ile bezenmiş formlar mevcut. Gerçek olmasa da, kullanıcı ile cihaz arasındaki iletişimi daha doğal ve etkili olmasını sağlıyor.

Böylelikle hem marka ile kullanıcı arasındaki etkileşimi artmış hem de sıkıcı olan formları arkadaşıyla konuşuyormuş gibi doldurulmasına yardımcı oluyoruz.

Deep Flat

İlk çıkışını AR uygulamalarında kullanılan assetlere derinlik verilerek gerçek dünya ile bütünlüğünü sağlaması amacıyla çıktığını söyleyebiliriz. Özellikle günümüzde AR teknolojisi kullandığımız mobil cihazlara indirgenmesi ile Deep Flat tasarıma doğru geçiş yapıyoruz.

Deep Flat tasarım, kullanılan assetlere derinliğin eklenmesi, 3D assetlerin kullanımın artması veya ekran geçişlerini 3D navigate etmesi ile birlikte oluşabilir. Aslında arayüzlere 3D assetlerin yerleştirilmesi ve gerçek dünya ile dijital dünya arasındaki bütünlüğü oluşturmasıdır.

Sanki Skeuomorphism yeniden hayatımıza giriyor ve yeni trend olarak karşımıza çıkıyor, 2009–2010 yıllarındaki ince ince dokunmuş nakışları hatırlamaya ne dersiniz 😃

Deep Flat’ın hayatımıza girmesi ile birlikte unutmamamız gereken nokta; 3D UI assetlerin basitlik ve karmaşıklık olmak üzere 2 önemli ayrımının olduğudur. Tasarımsal “derinlik” veya “3D assetler” hoş duruyor diye ana iletmek istediğimiz contentten uzaklaşılması, iletmek istediğimiz içerikten bizi uzaklaştıracaktır.

Gradient and Dark mode

2018 yılında gradientler tasarımlarımızda yerini almaya başlamıştı. Artık dark background üzerinde daha keskin, koyu ve parlak gradientli renklerin kullanma zamanı. Renklerin yarattığı basit ve ince dokunuşlar ile derinliği oluşturacak ve görsel bir estetik yaratacaktır.

Unutmamamız gereken noktalardan biri; Accessibility’de yaşanabilecek okunabilirlik problemleridir. Renk geçişi esnasında contrast’ı düşük renklerin oluşması ile kullanıcılar okunabilirlik problemleri yaşayabilir. Bu nedenle tasarımlara Accessibility testi yaparak, contrast nedeniyle oluşabilecek okunabilirlik problemlerini çözebiliriz.

Bir diğer yaşayabileceğimiz problem ise, OLED ekranlı cihaz kullanan kullanıcıların renk geçişlerini ne kadar görüntüleyeceği. Çok fazla contrast kullanıcıların odağını azaltıp, dikkatini dağıtabilir.

Voice UI

Tasarım dediğimizde akla ilk gelen şey görsel bir çıktının olmasıdır. Oysa ki sesli bir sistemi tasarlamak, psikolojik bir yapıyıda tasarlamak anlamına gelir. Sesin, bulunan ülke içerisindeki tonlamalarına, vurgulamalarına uygun tasarlanması gerekir.

Voice UI denildiğinde animasyonlu arayüzler gözünümüzün önünde canlanır. Arkadaki süreç ile ilgili kurguların gerçekleştirilmesi ve verilerin iletilirken ne şekilde sunulacağı konularını atlamaktayız. Kullanılan ses tonunun mekanik olmaması ve kullanıcıya hissettirdiği duyguların incelenmesi gerekir.

Ses arayüzlerinin çoğu gerçekliği ile hiç bir ortak noktası yoktur, sadece kullanıcıya arayüze ihtiyacı olmayan bir teknolojiyi nasıl kullanacağını göstermek amacıyla hazırlanır 😃

En zorlu yanına bakacak olursak eğer, insan ile mekanik arasındaki etkileşimden öte insandan insana iletişim kuruluyormuş gibi etki yaratması. (Google Assistant'ın konuşması incelenebiliriz) Bu denli iletişimi kuvvetli bir sistem kurulduğunda yaratabilecek etkiler, karşısında konuşan kişinin bir insan olduğunu düşünüp, her zaman iletişime geçilmek istenebilir. Sonuç olarak ise sosyal bir birey olmaktan çıkıp, asasyol bir toplumun temelini atabiliriz. Yaptığımız her çalışmanın insanların mutluluğu ve hayatını kolaylaştırmak için yaptığımızı unutmayıp, kullanıcıların hayatla bağlarını koparlamamalıyız.

IOT House

Evimizin içerisindeki aletlerin birbiri ile iletişime geçerek daha güvenilir olmasını, evden çıkarken ütünün / demliğin fişini takılı olup olmadığını aklımızdan geçirip duruyoruz. Bunların tek bir tuşla dışarıdan kapatılmasını hatta siz yokken kendi kendine elektriğini kapatan bir sistem olsa ne güzel olur değil mi? Senelerdir bu hayallerin düşünüp duruyoruz. Her sene daha da ilerleyeceğini ve bir gün ihtiyacımızı tam olarak karşılayacak bir ekosistemin nasıl olacağını gözlemleyeceğiz.

Şimdilik evlerimiz olmasa da bir çok ülkede akıllı şehirlere dönüştüğünü gözlemliyoruz. IOT sistemlerine bağlı aydınlatmalar, park sistemleri veya çöp tenekelerini gibi konular üzerinde çalışıldığı ve daha güvenli ve temiz bir şehir yapısına geçiliyor.

Personalized User Experience

Kullanıcı kitlesine bağlı olarak değişen bir UX düşünün, işte tam olarak bu. Hedef kitlesine bağlı olarak fiyatların, ayarların veya yorumlar gibi bir çok contentin düzenlendiği bir yapı.

Bu konuyu özetlemek için en iyi örneğin Netflix ve Youtube olduğunu görüyoruz. Youtube sizin izlediğiniz içeriklere uygun benzer içerikleri sıralıyor.

Netflix ise size uyabilecek içeriklerin yanı sıra, görseller üzerinde değişiklikler yaparak sizin içeriğe olan bağlılığınızı da test ediyor. Bir gün aynı içeriğin görseli farklı iken ikinci günde farklı bir görsel kullanarak sizin algıda seçicilik ile o içeriği ayrıştırıp ayrıştıramadığınızı test ediyor. Ayrıca hedef kitlesine bağlı olarak dizilerin/filmlerin ara sahnelerini kullanıcılara gösteriyor.

Device Agnostic

Mobil cihazların çıkması ile “Mobile First” kavramı hayatımıza girdi. Günümüze baktığımızda mobil uygulaması olmayan neredeyse hiç marka kalmadı. Artık “Mobile First” kavramını merkeze alıp, bütün dijital ortamlarda çalışacak “Multi Device Experience” ekosistemini oluşturmaya başlıyoruz.

Multi Device Experience dediğimizde mobil uygulamayı en temele alıp, onunla entegre çalışabilecek Tablet, Smartwatch, Smart TV, AR, VR uygulamalarının geliştirilmesi gerekiyor. Bütün dijital cihazlar için tasarımları hazırlarken mevcutta ele aldığımız iOS ve Android Human Interface Guide’larında bulunan component, gesture veya navigationlar bizim ihtiyacımızı karşılamamaya başlayacak. Bu nedenle projelere bağlı olarak Uniq component, gesture veya navigation yapılarının yeniden oluşturulması gerekecektir.

Bu ekosistem için en iyi örnek olarak Netflix ve Airbnb’dir.

Gestures

2017 yılında iPhone X’in ve arkasından Google’ın çıkartmış olduğu Pixel 3 ve Pixel 3XL cihazları ile butonsuz cihaz deneyimine geçiş yapmaya başladık. Bütün endüstri uzun zamandır kullanılan bu butonlu cihazları neden bırakıp, farklı bir yola geçiş yaptı? Geçiş yaparken kullanıcılarının bu yapıları kullanmasında yaşayabileceği zorlukların önüne geçmek amacıyla nasıl önlemler aldı? Tabikide yeni geliştirmiş olduğu gesture componentleri ile. Nasıl ki ilk iPhone 6’ya geçiş yapıldığında back’in sol üst köşede olması nedeniyle ekran sola çekildiğinde back işlemini gerçekleştiren gesture geliştiyse.

Şu anda ekranların büyümesi ve butonsuz ekranlara geçiş yapılması ile çalıştığımız projelerde kullanılabilirliği artırabilmek için, yeni gesturelar üretebiliriz. Özellikle de Multi Device Experience bir projede çalışıyorsak, cihazlar arasındaki geçişleri hızlı bir şekilde gerçekleştirebilecek özel gesturelar geliştirebiliriz.

Organic

Güneş doğarken ya da batarken çıkan ufuk çizgisindeki renklerin harmonisinidir. Güneşin yaydığı renkleri, shapelerin yardımı ile bir ahenk ve uyum içerisinde gösterilmesidir.

Özellikle uçaktaysanız ve tam güneşin batışına denk geldiyseniz, işte o anki renklerin bütünlüğü ve size hissettirdikleri tam bir renklerin şöleni değil mi?

Minimal

Yaklaşık son 3 seneden beri hayatımızda olan “Less is more” kavramını daha da hayatımızın içerisine dahil ediyoruz. Bugüne kadar kullanıcılara ilettiğimiz bilgileri dahada sadeleştirip, sadece ihtiyaçları olan bilgilerin . Sanki günlük hayatın bir parçası olan yürüme eğlemi gibi.

Micro Mini Animations

Temele “Less is more” kavramını aldığımızda sadece ana contenti iletiyoruz, fakat göz ardı ettiğimiz nokta etkileşime girilen alanları geri plana atıp, kullanıcının gözden kaçırmasına neden oluyoruz. Oysaki buradaki navigasyonu tamamlayabilmek için bu alanlara mini interactionlar ekleyerek, kullanıcının gözden kaçırma ihtimalini minimuma indirgeriz.

Hareketli olan içeriklerin kullanıcıların dikkatini çektiğini biliyoruz, şu ana kadar neredeyse hepimiz projelerimizde bu alandan yararlandık. Bu sene ve önümüzdeki senelerde görsel hiyerarşi ile birlikte oluşturulacak mini interactionlarla karşılaşacağımızı düşünüyorum.


Kullanıcıların hayatlarına daha fazla dokunabileceğimiz, pixelli günler 😃